Logo
Yeni mesaj varToplam Mesaj Sayısı: 60383
Yeni mesaj varToplam Konu Sayısı: 5185
Yeni mesaj varToplam Üye Sayısı: 1697
Yeni mesaj varSon üye: Hipolik
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kaldırımların Dili Yok Biz Söyleriz Onları Nasıl Çiğnediğimizi  (Okunma Sayısı 116 defa)
19 Haziran 2008, 12:20:20
Üye Adı muratQolik

Üye Grubu Forum Yöneticisi
Rütbe *


| WwW.KeKiLLiFaN.CoM | Alayina Isyan Inadina Murat KeKiLLi |
Cinsiyet Bayan
Nereden BURSA
Durumum:
Kayit Tarihi 30 Kasım 2007, 14:35:57
Mesaj Sayisi 4983
Kisisel Mesaj KaLpiM naSIr ..!!! AmA taŞ deGiL..!!!

Kekillist Puan 56
Iletisim
WWW Offline Offline
« : 19 Haziran 2008, 12:20:20 »

İnsan neden müzik yazısı yazar? Öyle ya, müzik çalınır,dinlenir. Neden yazılsın ki? Paul Rbinson, Verdi'nin operaları ve başka ünlü besteciler üzerine ciltlerce kitap yazmış Amerika'lı bir akademisyen. Niçin yazıyorum? sorusuna bir yanıt arayışı olan bir yazısında, kendi hesabına şunları söyleyebileceğini belirtiyor; "Ben Verdi'nin operalarını dinleyerek haz dolu binlerce saat yaşadım. Belki de Verdi hakkında yazarak ona karşı olan borcumu ödemeye çalışıyorum."
Robinson'un söyledikleri gerçekten müzik yazısı yazmak için sağlam bir gerekçe olabilir. O zaman biz de kendi borcumuzu ödemeye çalışalım...

Yer: Antalya yat limanı. Street Disco Bar. Zaman: 1993, Şeker Bayramı tatili. Disco Bar yeni açılıyor, hem de dört gece üst üste Erkin Koray programıyla. Onu bayram tatili için bulunduğumuz Antalya'da dinlemek değişik bir deneyim olabilir, diye düşünüyoruz.

Gece 10'da gidip giriş biletlerimizi alıyoruz. Ortam güzel. Erkin Koray bir masada sakin sakin birasını içiyor. Gelenlerin yaş ortalaması 20-25 civarında. Rezerve masalar henüz boş. Garsonlarla tartışarak, sahne yakınında bir yere oturmayı başarıyoruz. Bu arada Erkin Koray'in okul kaçağı kızı ile Collic köpeklerinin türünün mü yoksa adının mı Lassie olduğu konusunda akademik bir sohbet geçiyor aramızda. Org ve gitar, kılıflarının altında sakin sakin bekliyorlar. Tek kişilik ordunun silahları. Özellikle onun hatırına gelenler yavaş yavaş sabırsızlanmaya başlıyor. Rezerve masalardan birine üç tane ağır başlı, orta yaşlı hanım geliyor. Bu hanımlar daha sonra, üstadı yerlerinden hiç kıpırdamadan, kendilerinden geçmeden izleme başarısını gösterecekler. Zaten Erkin Baba tam bir zaman serserisi. Hiçbir nesilden ona hayır yok.

Sonunda yardımcılarından birisi gitarın ve orgun kılıflarını dikkat çekici bir özenle çıkartıyor. Kafeslerinin kapısı açılmış vahşi hayvanlar gibi duruyorlar şimdi. Terbiyecileri alkışlar arasında geliyor ve konser, dinleti ya da show, her neyse, başlıyor.

Önce biraz sohbet. 1957 doğum; hayır, hayır ilk konserinin tarihi. 1941 doğumlu. Yahu gerçekten bu kadar yaşlı mıydı bu adam? Sevimli bir hocanın ders anlatması gibi tatlı tatlı anlatıyor. Babası elektrik mühendisi olmasını istemiş, o elektro gitar mühendisi olmuş, ilk uzun saçlımız, orkestraya grup diyen ilk kişi. Ufak tefek omuzlarında hep o ilk olmanın ağırlığı hissediliyor. Bunları öğrenmeye hiç de hevesli görünmeyenlere bile dinletiyor kendini. Ama "zamanlaması" çok iyi olan usta bir şovmen de aynı zamanda. Hoca aniden konuşmayı bırakıp görsel işitsel eğitim aracına geçiyor, gitarını eline alıyor. "Kızları askere almalı" şarkısının adı. Sonra durup bunu da zamanından çok önce söyleme talihsizliğine uğradığını hatırlatıyor. Kendisinin hangi yaş grubuna hitap ediyor olabileceğini sorguluyor. Kendi yaşlarında olan başka bir şarkıcıdan söz ediyor bu arada. "Hani şu 10 yaş grubu ve altına hitap edenden". Bu kadar genç bir nüfusa sahip bir ülkede bunun gayet akıllıca olduğunu düşünüyoruz biz de. O hiç olmazsa bunu bilinçli yapıyor.

Erkin Koray da yirmi yaş civarında yeni bir dinleyici kuşağı edinmekten hoşnut mu, buruk mu, anlayamıyoruz. Onlarsa balkon gibi bir yerden "Erkin Baba" diye bağırmayı sürdürüyorlar. Bazıları onun yanına kadar gelip, yere oturuyorlar.

Şarkılar birbirini izliyor. "Arap Saçı", "Tek Başına", "Kör Olası Çöpçüler" ve diğerleri. Enfes gitar sololarını dinlerken, bir yandan da dinleyicilere dikkat ediyoruz. Huşu içinde dinleyenler de, hafif sıkılmış bir yüz ifadesinde karar kılanlar da var. Bir saat kadar sonra ilk bölüm bitiyor. Erkin Koray, "Siz deminden beri biraları - rakıları götürüyorsunuz, biraz da ben götüreyim." diyerek kısabir süre için bizlere veda ediyor. Orta karar hareketli parçalardan oluşan ara taksiminde kendini piste atan atana. Piste fırlayanlar karşısında büyümüş de küçülmüş denilen cinsten bir kız var. Herkese gülücük dağıtıyor. Bu arada Erkin Koray'ın kızını hatırlıyoruz. O uzanmış bir köşeye,derin uykularda. Alışıkmış bu duruma. Ah Erkin Baba, ah! Dans grubun yok, sahnede hoplayıp zıplamıyorsun. Hepsi hepsi müzik yapıyorsun! Çevreye bakıyoruz. Taş çatlasa doksan-yüz kişi çıkar. Eğer Yonca Evcimik olsaydı, adım atacak yer kalmazdı. Ne denebilir fesüphanallahtan başka?

Onbeş-yirmi dakika sonra ikinci bölüm başlıyor. Önce bir açıklama: Bazı parçaların orgta programlanmış ritm seksiyonları olduğunu, playback diye birşeyin sözkonusu olmadığını açıklıyor; Demek ki böyle bir kuşku dile getirilmiş, insaf yahu, gitarı nasıl çaldığını görmediniz mi? Sonra da bizim de katıldığımız umumi arzuya uyarak orgun başına geçip Estarabim ve Fesuphanallah makamlarında çalmaya ve söylemeye başlıyor. Artık buna kültür sosyolojisi dersi mi denir, uyuyan devin uyanması mı denir, bilemiyoruz ama, pist bir an içinde göbek atan, kıvıranlarla doldu.
Bizim üç olgun hanım yine istiflerini bozmadılar.

Okay Temiz "oriental wind" ile caz ansiklopedilerine girdi ama Erkin Koray'ın "oriental rock" müziği hiçbir ansiklopediye girmiyor. Bu müzik de hiçbir kategoriye girmiyor. Herkes büyük bir keyif içinde kurtlarını dökerken o, frene basıp vites değiştiriyor. Gitar yine döktürmeye başlıyor. Hızlarını alamayan bazıları bir süre daha göbek attıktan sonra durumun bilincine varıp duruyorlar. Sololar arasında "Smoke on the Water" seçiliyor, White Lion'dan bir parça ve başkaları. Ritchie Blacmore'un müziğini inan olsun kendisinden iyi çalıyor. Bir kısım ahali mest olmuş durumda, bir kısmında da yarım kalan göbek seansının burukluğu var. Hare Krishna nakaratını söyleyerek çalmaya devam ediyor. Bununla göbek atmaya çalışanlar var. Birden farkediyoruz, bir yandan çalıyor, bir yandan da pek de net olmayan bir şekilde "Benden başka yok mu rock çalacak adam" diye nakarat tutturuyor. Birçokları farkında değil ne dediğinin, "yok baba" diye bağırıyoruz. "Affet bizi Baba" diye bağırsak daha uygun düşerdi aslında. O hem tatlı, hem de acı dalgasını geçiyor. "Kaldırımların dili yok/Biz söyleriz onları nasıl çiğnediğimizi". Bu sözlerin derinliğine dalmışken konser bitiyor.

Tezahürat kopuyor; Erkin Baba, Erkin Baba! Bizim-hanımlar hâlâ sakin. Bis olarak Şaşkın'ı çalıyor. Oryantal yine başlıyor.

Hazmedemediğimiz ne, onu düşünüyoruz. Göbek atılması mı? Müzik aslında uygun. Sessiz kalanlara mı? Bir virtüöz başka nasıl dinlenir? Sonunda kızdığımız şeyi keşfediyoruz: Türkiye'nin şansı, Erkin Koray'ın şanssızlığı olan şeyi; yanlış ülkede doğmuş olmasını.




Zehra Aksu Yılmazer & Mustafa Yılmazer

Çalıntı Dergisi - 12 Nisan 1993
Logged




Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir Rabbim var”
de!
25 Haziran 2008, 11:04:54
Üye Adı Taha Kekilli

Üye Grubu Harbi Kekillist
Rütbe *


| WwW.KeKiLLiFaN.CoM | Alayina Isyan Inadina Murat KeKiLLi |
Cinsiyet Bay
Nereden Diyarbakır
Durumum:
Kayit Tarihi 26 Mart 2008, 17:48:03
Mesaj Sayisi 1103
Kisisel Mesaj Merhaba Gençler Ve Her Zaman Genç Kalanlar

Kekillist Puan 11
Iletisim
Offline Offline
« Yanıtla #1 : 25 Haziran 2008, 11:04:54 »

Saol  Gülen Gülen
Logged

İnsanlar Sizlere İstediğini Yaptırabilir Ama Ne Düşündüğünüzü Asla..
Taglar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Tema Tasarim: Burak
Tema Düzenleme: FıRLaMa
-=| TopLisT |=-
Muzik100
Bu Sayfa 0.066 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu