|
 |
« : 02 Eylül 2008, 20:52:12 » |
|
Ağız mızıkasından mandoline, bağlamadan gitara, cura ve yaylı tambura... “Anadolu pop" ile beslenen üç kuşağın, en çok da Moğollar’ın Cahit Berkay’ı! Artık bir sembol olan Berkay ile efsanevi gruplarını, film müziklerini ve şimdilerde sık sık yaşadığımız o “azalma" duygusunu konuştuk.
Moğollar’ı bütün o ciddi aralara ve parçalanma süreçlerine rağmen, 2000’li yıllara en çok da siz “taşıdınız". Fiil çekimi doğru mu?
Yok aslında kollektif bir çalışmaydı bu. Ama Moğollar’ın kimliğini oluşturmada bir payım olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca ön plana çıkan parçaların çoğunda benim imzam var. Grubun logosu gibiyim.
Neydi bir grubu 33 yıl ayakta tutan?
Grubu yaşatmak çok zor. Dört veya beş insanın uyum içinde beraber çalışması lazım. Politik görüşlerinizin denk düşmesi gerekiyor. Biraz abartırsak, herkes ıspanak yemeğini sevmeli gibi... Biz uyum içindeydik. Hayata ve müziğe bakışımız, aldığımız tatlar...
Prensip gene aynı değil mi: “Kendi kültürümüzden, folklorumuzdan kopmadan bunları evrensel ölçüde yorumlamak"?..
Aynen geçerli. Ancak zamanın akışı içinde yeni türler çıkıyor. Mesela bugün “drum and bass" diye bir tür var. Sadece ritm üzerine kurulu bir tür bu, üzerine doğaçlamalar yapılıyor. Yeni albümümüzde bu yapıyı kullanacağız. Bizim tarzımız bu diyerek ille de eski ritm anlayışında kalmayı hiç düşünmedik.
Moğollar bir klasik olmakla birlikte çağdaş kalıplara da her zaman açıktı.
Evet. Ağaç gibi Moğollar... Yaşıyor, her sene yeni bir dal çıkıyor. Davul gene aynı davul, bağlama gene orada, klavyeler orada, tamburlar... Sadece onları yoğuruş biçimi değişiyor...
O zaman şimdi yaptığınız müziğin üst başlığı için de “Anadolu pop" diyebiliriz.
Tabii. Anadolu pop derken, bizde bağlama çok önde. Gerek ritim, gerek armoni anlayışı hep folklorik öğeler üzerine inşa ediliyor. Hatta Cem Karaca’nın dediği gibi “Bizim yaptığımız müziğin ayakları Anadolu’ya basıyor".
Gerçek bir rocker’ım
Bu durumda “Anadolu pop" için misyonunu tamamlamış bir tür diyemeyiz.
Kesinlikle. Biz “bugünün türküleriöni çalıp söylüyoruz. Vaktiyle de o dönemin türkülerini yapıyorduk.
Aslında siz bir rock’çısınız...
Üzerimde deri bir pantolon, çizme falan yok ama ben gerçek bir rocker’ım. Hazırcı değilim. Önce alıyorum, kokluyorum, dokunuyorum, sorguluyorum, sonra tüketiyorum. hâlâ karşı geldiğim, benimseyemediğim, değişmesini istediğim çok şey var yaşamda. Benim bu ruhumdur, beni yahut Moğollar’daki kimliği insanlara sevdiren... Ayrıca hiçbir zaman magazin malzemesi olmadık... Ben hariç.
Siz hariç?
Bir gün Mazlum Çimen, karısı, Hüseyin Turan ve hayat arkadaşı, Edip Akbayram, Yavuz Bingöl oturuyorduk. O gün resmimizi çekip gazeteye: “Cahit Berkay menajerleriyle gündüz iş peşinde, gece aşk peşinde" diye yazdılar. Bu magazin bile değil, çirkeflik...
Niye siz?
İhtiyar kurt, yaşlı çapkın pek yok etrafta. Bir Süha Özgermi vardı. Onu çok kullandılar. Şimdi sıra bende. Ne oldu müzik kimliğim? Her daim aklı başında şeyler konuş sonra üç kuruşluk bir adam gelip hepsine kibrit suyu döksün. Acaip eleştiriler aldım. “Sen sapığın tekisin" gibi laflar edenler oldu. Günlerce uyuyamadım.
Sizin zamanınızda nasıldı?
O zaman da vardı ama daha bir başkaydı. “Moğollar Balıkesir’de tavuk çiftliği açtılar" diye haber yazmışlardı mesela. O da yalandı ama daha bir masumdu sanki.
Siz her filme bir müzik yapılması gerektiğinde ısrar ederek, Dorsay’ın deyişiyle sinemanın başına bela oldunuz(!..)
Seslendirme stüdyosunda tonmaysterin arkasında bir rafta yüzlerce yabancı filmin longplayleri vardı. Onlardan kullanırlardı filmlere. Bunun maliyeti yoktu.
Sonra her film için o filme ait özgün bir müziğe öyle bir alışıldı ki, bazı filmlerde müzik filmin önüne bile geçer oldu.
Teknik koşullar, senaryo ya da montaj nedeniyle yönetmenin doyurucu şekilde çekemediği bazı sahneler, müzikle doldurulmaya çalışılırdı.
Bugünkü film müziklerine baktığınızda?..
Türk sinemasında bugün hâlâ eski bir alışkanlık var. Film müziklerini popüler isimler yapsın istiyorlar. Kriter bu. Oysa film müziği yapmak için hem iyi müzisyen olacaksın hem de sinemayı tanıyacaksın.
Film müzikleriyle ilgili iki albüm yaptınız. Ama bunların kitlelerle çok fazla buluşturulmadığından şikayetçisiniz.
Temelde klibe karşıyım. Ama çektiğimiz klibi de göstermiyorlar zaten. Şimdi, prensiplerimi çiğneyerek Kral TV’ye yirmi bin dolar mı vereyim, on beş gün oynatsınlar diye. Ya da bilmem ne TV’ye gidip klibim için yaltaklanayım mı? Sonra klip için sinema gibi çalışmak gerekiyor. Plak şirketimin ve benim bütçelerimiz, kafamda düşündüğüm klibi çekmeye o parayı ayıramaz. Albüm o kadar satmıyor ki... Ama zaman içinde kitlelere ulaşacaktır, acelem yok.
Zamanında neredeydiniz?
Önce Barış Manço, sonra Kemal Sunal... Eksilme duygusu, bir dönemin kapanması... Ne hissettiniz?
İnsani anlamda her ikisinde de büyük şok yaşadım. İnanamadım. Evin içinde dört döndüm. Fena halde isyan ettim. Çok sevdiğim, çok şeyler paylaştığım insanlardı. O paylaştığımız şeyler yoğun bir şekilde tepeme yığıldı. Hepsi cıvıl cıvıl. Hiç böyle atıl, uyuşuk bir görüntü yok o paylaşmışlıklara dair. O zaman bir daha isyan ediyorsun. Bir başka isyan da “Zamanında neredeydiniz" sorusu, cenazedeki kalabalığa bakınca... Alayı kolay tüketici. Oysa onlara duydukları sevgiyi, ölmeden önce göstermeleri gerekiyordu.
Gösteremediklerini mi düşünüyorsunuz?
Evet, gösteremediler. Gene gösteremiyorlar, gene göstermeyecekler.
Cenazeden cenazeye mi diyorsunuz?
Maalesef. Acaip de kızıyorum. Kemal’in çok yakın arkadaşları, cenazede yanına yaklaşamadık. Ezilme tehlikesi geçiriyor insan. Bırakın bu adamın yakınları var, onlar kaldırsın cenazesini. Biraz geride kal da biz vazifemizi yapalım. Ben camiye giremedim. Onu zamanında ne kadar çok sevdiklerini bilememişler. Öyle şey olur mu ya?
Niye peki bu kalabalık?
Medya belirliyor her şeyi. Sevginin dozunu bile... Medya o kadar güçlü ki... Ve bu haksızlık.
Gene de umutsuz değilsiniz hiçbir şeyden?
Ben umutsuz değilim. Yaşamı seviyorum. Kendimi ve insanları seviyorum. Hani şu sevgi olayını çokça üretebilsek... Altını biraz işleyebilsek, belki yaşam çok daha keyifli olacak. Politikacıların halkını gerçekten sevmesi gerekiyor. Ya da gerçekten sevenlerin bu işe soyunmaları... Bundan başka Türkiye yok! En sıkı milliyetçi benim. Ülkemi, insanlarımı çok seviyorum.
|