Yukarıdakiler Ve Aşağıdakiler(11 Haziran 2007 Pazartesi)İşimiz gereği çok seyahat ediyoruz. Bunu ukalalık olarak algılamayın sakın! Bundan 5–6 gün önce Adana’dayken yerel bir gazetenin bilmem kaçıncı kuruluş yılı etkinliklerine davet ettiler.
Böyle gecelerde pek gitmememe rağmen itin hatırı yok, sahibinin de mi yok deyip, vokalistim Serkan ile birlikte Seyhan Oteli’ndeki resepsiyona katıldık. Aman efendim bir izzet bir ikram, görende şehrin emiri gelmiş zanneder.
Bütün protokol ve basın içeride. Lafı uzatmayayım… Karşıladılar bizi. Oturduk uzunca bir masaya ve ilk gözüme çarpan masadaki PROTOKOL B yazısı oldu!
Serkan’a dedim ki: Bak burada da ciddi kişilik sorunları olan insanların arasına düştük. Ben Protokol A’yı görmedim. C’yi de, Protokol Z var mıydı bilmiyorum. Ama büyük sınıflandırılmış bir toplumun sınıflandırılmış minyatür bir hali gibiydik hepimiz.
Bizler olmasaydık Protokol B ve diğerleri A’nın farkındaydı ama A kendisinin dışında hiç kimseden habersiz kahkahalarla kükrüyorlardı. Başkanlar, vekiller… Kısacası bütün Üst Düzey Yönetim. Bir nevi sosyal ödeşme.
Dedim ki Serkan’a: “Bizim burada ne işimiz var?” Hepimizin sınıfsız ve aynı olduğumuz bir yere gidelim… Herkesin aynı olduğu, sınıflandırılmadığı bir yer. Serkan dedi ki: “Öyle bir yer var mı teyze oğlu?”
“Sen beni takip et” dedim. Beraber çıktık ve nereye gittik biliyor musunuz? Otelin 300 metre ilerisinde küçük bir caminin önüne… “İşte burası” dedim Serkan’a. Herkesin eşit olduğu yer burası… “Haklısın” dedi, belki de tek yer burasıdır.
Benim alnımın bir hamalın çorabına denk gelme ihtimalinin en yüksek olduğu yer… En alçak gönüllü, en sıcak, en dürüst ve en içten… Bu bizi hayvanlardan ayırır ve daha insan yapar diye düşündüm. Ne dersiniz, haksız mıyım?
Gelecek yazımda size bir Belediye Başkanından bahsedeceğim. Nasıl halkının içinde, nasıl onlarla birlikte, hatta neredeyse bir başkandan çok bir emektar gibi davrandığından bahsedeceğim. Ve sizler iki başkan arasındaki o büyük uçurumun farkına varacaksınız.
Tıpkı benim gibi.
Şimdilik EYVALLAH.